Yapılan seçimler sonrası siyasetin gündeminde, kazananlar ve kaybedenler var. Seçimden bu yana kafamı kurcalayan bir soru var. Neden kazanan değil de daha çok kaybedenler konuşuluyor? Ekranlarda daha çok kaybedenler ve özellikle de CHP konuşulurken, ben önce kazanan taraftan başlamak istiyorum. “Seçimi kazanalım da ne pahasına olursa” olsun deyip, ahlakı, erdemi bir tarafa bırakan sözde muhafazakar, gerçekte siyasal islamcıları konuşarak başlamak daha doğru olmaz mı?
Bir futbol deyimi “Kazanan daima haklıdır” der.
Peki demokrasilerde de bu durum geçerli mi? Seçimlerde de kazanan daima haklı mı?
Yalan söyleyerek, iftira atarak, algı ve manipülasyonlara başvurarak, montaj videolarla, sahte seçmen ve sandık hileleriyle seçimi kazananlar, gerçekte kazanmış mıdır? Bu şartlarla kazanana da “haklıdır” diyebilecek miyiz?
Bizim örf, adetlerimize göre, ahlakımıza göre, dinimize göre “kazanmak için her yol mübah diyenler” aslında kaybedenler değil midir?
AKP’ye oy veren mütedeyyin vatandaşlarımız “Aldatan bizden değildir” hadisini bilmezler mi? Yoksa, bilirler de, bilmezden mi gelirler?
Seçim kazanıldığında Hatay’da enkazın önünde, Ayasofya’da Caminin içinde halay çekerek kutlayan, sokaklara dökülenler gerçekte “Demokrasi bir tramvaydır, gittiğimiz yere kadar gider, orada ineriz!” sözünün gereği olarak hedeflerine giden yolda her türlü antidemokratik işlemi, manipülasyonu, yalanı mübah mı saymaktadır?
Tarih kitapları kazanmak için türlü hilelere başvuranları “kazandı” diye mi yoksa “kazandı ama …” diye mi yazacaktır.
“Amaç, kendine giden yolları meşrulaştırır”
Modern siyasi düşüncenin kurucusu Machiavelli, siyaseti “devleti yönetme sanatı” değil de, “devleti yozlaştırma sanatı” olarak ifade etmektedir. Prens adlı eserinde, siyasi liderde bulunması gereken(!) özellikleri anlatırken, iktidarda kalmak isteyenlere, kitlelere karşı hoşgörülü olmamasını, kaba güç kullanmaktan çekinmemesini, dahası yeri ve zamanı geldiğinde her türlü politik manipülasyonlara başvurmaktan ve politik manevralara girişmekten kaçınmamasını tavsiye eder. Makyavelist düşünceye göre çoğunluğun menfaati için azınlıktan vazgeçilebilir, “Devletin yönetimini elinde tutanlar iyi, erdemli, dürüst, ahlaki ve dindar değillerse bile dindar görünerek tüm bu meziyetlere sahipmiş gibi halkı inandırmak zorundalar.” Makyevelist yaklaşım ahlaka karşı, menfaati önceleyen yaklaşımdır.
Seçimlerde yaşadıklarımıza bakarsanız bir köşe yazarımızın “Machiavelli’nin yaşayan en büyük takipçisi Recep Tayyip Erdoğan’dır.” sözüne katılmamak elde değil.
Son Söz; “Tarih şiddet dolu, fakat eğer demokrasiye inanıyorsanız iki şeye daha inanmanız icap ediyor: Birincisi insanların çatışmaları ve düşmanlıkları barış içinde çözmeyi becerebilecek bir politik sistemi kendi başlarına örgütleyecekleri; ikincisi de insanların meşruiyeti olmayan, hukuka aykırı politik liderlere isyan ederek bunları yıkması. Tarih insanların kendilerini demokratik şekillerde tekrar yarattığını ve örgütlediğini gösterdi. Bugün demokrat olmanın anlamı budur.” Stefan Jonsson

