CHP’de son günlerde herkesin ağzında sihirli(!) bir kelime var, “Değişim”. Kelime anlamı çok hoş ama, herkesin bu kelimeden anladığı şey farklı. Bu sihirli kelimenin iki ucu olduğunu da unutmamak gerek. Değişim, illa iyi yönde olmak zorunda değil. Yapılan değişimler bazen var olanı daha kötüye de götürebilir. O zaman değişimden ne anladığınız ve değişimin sizi nereye götüreceği soruları önemli hale geliyor.
CHP içindeki bir grup değişimden Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun değişmesini, onun gidip yerine başka birisinin gelmesini anlıyor. Hatta öyle ki, bugüne kadar Kılıçdaroğlu’nun yanında yer alan ve parti politikalarında bizzat belirleyici olan “A Takımının” başını çektiği bir değişimi dayatıyorlar.
Genel Başkanımız Kılıçdaroğlu ise değişimden ziyade “Yenilenme” istediğini ifade etti. Benim anladığım kadarıyla “Yenilenme” ile kast edilen; Kurultay yapalım. Genel Başkan yerinde kalsın, parti tüzüğü, programı, MYK üyeleri değişsin şeklindeki bir yaklaşım olduğudur. Yani “şu ana kadar yapılanlar gayet iyi, bu yolda devam edelim biraz da rötüşleyelim.” “Değişmeden, yenilenelim” deniliyor.
Aslında sayın Kılıçdaroğlu CHP Genel Başkanlığı görevine yenilenme teziyle ve “Yeni CHP” sloganıyla başlamıştı. Göreve geldiği günden buyana iki yüzü aşkın MYK üyesi değişti. Yüzlerce Parti Meclisi üyesi ve danışmanla çalıştı.
Sonuç: Yüzde 25 ile Muhalefete devam.
Ne sadece kişilerin değişmesi, ne de kişilerin kalıp tüzüğün değişmesi CHP’nin yıllardan beri süren “iktidarsızlık” sorununa çözüm olamaz.
CHP’nin, aynı zamanda Türkiye’nin de ihtiyacı olan şey, dönüşümdür. “Metamorfoz”dur.
Biyolojide, bir canlının yumurtadan çıktıktan veya doğumdan sonra çarpıcı şekilde form veya yapı değişikliği geçirmesine “Metamorfoz” denilir. Metamorfoz değişimden ziyade dönüşüm, başkalaşımdır.
CHP’de değişim konuşulurken, kökten bir dönüşüm ile kurucu değerlerin çağın gereklerine göre yorumlanması ve ödünsüz uygulanması anlaşılmalıdır. Bugüne kadarki yanlış zihniyetleri ortadan kaldıracak, parti içinde gerçek bir “Devrim” yapılmalıdır. Yüz yıllık bir parti neden iktidar olamıyor sorusunun cevabını kişilerde değil, ideolojide, uygulanan yanlış siyasette aramalıyız.
Bunun için öncelikle tüzüğün demokratik esaslara kavuşması, programının “emeğe dayalı, evrensel demokrasi, sol ilkelere” kavuşması,
Laiklik ve toplum menfaatlerine uygun bir Devrimciliğin asla ikinci plana atılmaması gereklidir.
CHP nasıl ki ülkemizi çok partili hayata geçirmeyi başarmış, “Ortanın Solu” sloganıyla halka açılmayı ve hemen ardından yüzde 43”lerE ulaşmayı başarmışsa, bu dönüşümü (asla Kemalist felsefeden ödün vermeden) sağlayarak, yeniden başarabilir.
Çağın ihtiyaçlarına ve teknolojiye uygun yeni bir söylem, yeni bir program, yeni bir tüzük hazırlanmalı, il ve ilçe örgütleri yenilenmeli, örgüt kurumsal yapıya kavuşturulmalıdır. Partiyi atananlar değil, örgüt yönetmelidir. Seçme, seçilme ve parti içi yükselmede liyakat rol oynamalı, siyasette değer katanlara yer ve değer verilmelidir. Seçimle gelinen her mevkide ön seçim esas alınmalıdır. Vs. Vs…Bu maddeler uzar gider. Bu yazının konusu da bu detaylar değil.
Ancak her şeyden önemlisi tüzükte yazan her maddeyi harfiyen uygulayacak bir zihniyetin gelişmesi lazım. Siyaset seçkinci olmayıp halkla iç içe olan kişilerle, sokakta, halkla birlikte, sivil toplum örgütlerinin içinde, üreten bir yapıya bürünmelidir. Yöneticiler ve adaylar yeri geldiğinde halkla, ama mutlaka örgütle birlikte seçilmelidir. Denetlenebilir ve hesap veren yönetimler için kesin kurallar oluşturulmalıdır.
Ve en önemlisi de, Demirel’in “dünün güneşi ile bugünün çamaşırlarını kurutamazsınız” sözünden hareketle yeni ve halka güven kadrolar oluşturulmalıdır.
Son Söz; “C.H.P. çoğunluğa uymayacak, çoğunluk zamanla CHP’yi benimseyecektir.” Bülent Ecevit

